#SOMA … “Yıkılsın Saraylarınız, Çöksün Saltanatınız” [Fotoğraflarla]

Tam 1 yıl önce göz göre göre ‘geliyorum’ diyen felaket geldi, Soma’da bir iş kazası değil, bir katliam gerçekleşti.

Yıllar boyunca galerilerine bile girilmeden, sadece birkaç gün öncesinden temizliği gerçekleştirilen ana hatlarına bir göz gezdirilerek denetlemeden geçirilen, Türkiye Kömür İşletmelerine ait olmasına rağmen 8-10 yıl öncesine kadar madencilikten haberi bile olmayan havuz şirketlerine tahsis edilen, pavyon masalarında ve banka kapılarında denetleme raporları hazırlanan kömür madenleri o gün daha da karardı.

20140713_SomaEylemi@Guvenpark_IMGP1840

13 Temmuz 2014 tarihinde SOMA13 Grubu tarafından gerçekleştirilen Güvenpark Eylemi

Sayıları hükümetin pazarlık konusu olan, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “301-302’de kapatırız” diyerek iktidar adına son noktayı koyduğu ancak gerçek sayının hiçbir zaman öğrenilemediği katliamın birinci yılı.
Hayatını kaybeden madencilerin cansız bedenlerinin sanki kurtarılmış gibi gösterilerek maden alanından apar topar kaçırıldığı, kurtarma çalışmalarının maliyeti arttıkça iktidarı endişelendiren ve gerçek rakamların ortaya çıkmasından korkulduğu için galerilerin kül ve betonla kapatıldığı, o ‘büyük devlet’in yarattığı utancın yitirdiğimiz madencilerin onurlu ailelerine yüklenmesine çalışıldığı bir yıl.

30’a aldığını devlete 300’e satan, üstelik aldığı paranın karşılığında devletin deposuna kömürden çok taş yığan, yığdıkça plazalar yapan, yedikçe şişen, şiştikçe yüzsüzleşen şirketlerin palazlandığı, şirketler kazandıkça iktidarın tepesindeki ihale çantacılarının saraylar inşa edip saltanatlarını pekiştirdiği, yüzsüz ve hırsızların, ellerinden, canlarını yitiren emekçinin kanı damlayanların, düşen bedenlere bir de tekme vurduğu, hesap soranlara tokat savurduğu, hakkını arayanları terörist ilan ettiği, hak arayanlar arttıkça erk sahiplerinin hırstan köpürüp salyalar saçtığı, tek koltuk ve en kabarık banka hesabı uğruna ruhunu satmanın ve umarsızca yürütülen ahlaksızlıkların artık daha da erdemli sayılmasının perçinlendiği bir yıl.

20150513_SomaKatliamdir@Sincan_01a

Bu sabah Sincan sokaklarından – Foto: Taylan Nakçı

İktidarın korunma mekanizması vurdukça çoğaldı başta bir avuç olan, hak aramak için sokağa çıkan, ‘yeter’ diyerek ayağa kalkan. Ama sadece kalkmak yetmiyor. İsimlerin yitip gittiği, rakamların havada uçuştuğu, sembolleştiği, insanlığın gözardı edildiği bir dizi tepkiye dönüşüyor tüm o ayağa kalkmalar  ama ateş sadece yitenlerin yakınını kavuruyor gerçekte. Bizim canımızı yakan ise sadece sıçrayan kıvılcımlar oluyor. Girmeye cesaret etmiyor, edemiyor kimse o ateşe. Halbuki yitenlerin insan olduğunu anlamak o kadar mı güç? O zaman ne farkı kalıyor rakamlarla konuşanların o ‘onuruyla koltuğunu koruyan’ bakan Yıldız’dan, ‘ama canımız yanıyor’ demeye kalkanı pataklayan, “hak korumasını biz biliriz, ama o ‘hak’kın derecesini de biz belirleriz” diyen, şimdilerin ‘yürütmenin başı’ndan?

Aynaya baktığımızda gördüğümüzdü Ali Kavas, Emin Kurt, Mehmet Yetim, Recep Terzi, Şaban İlçi…
Bizim gibi yüzünü yıkayıp eşini, sevgilisini, çocuğunu öptükten sonra evinden işine doğru yola çıkan, ama geri dönmeyen… Bir önceki gece oturduğu koltuğu artık ısıtamayan, hayat arkadaşıyla gelecek planları yapamayan.
Güzel olurdu elbette onlar yitmeden farklarına varabilseydi yittikten sonra ayağa kalkanlar ama geç değil elbete hala. Sadece onlar değil ki toprağa kavuşanlar, yüzbinler var, daha yaşarken toprağa gömülenler.

Geçen sene bugün ne oldu, 1 yıllık süreçte neler yaşandı, anmalar, protestolar vb. bunları kronolojik olarak da verebilirdik. Ansiklopedik bir veri veya bir portal haberi olarak arşivde yerini alabilirdi. Peki değişen ne olurdu?

“Bi’şey yapmalı” demekten ziyade artık gerçekten o ‘birşeyler’i yapmanın zamanı gelmedi mi? Gece salonun tavanından gelen ışığın kaynağını sorgulamanın, aslında hayatımızı karartan o ışığı sonsuza dek kapatmanın, kömür uzatan eli bükmenin, nesillerdir işledikleri ama kendilerinden çalınıp altına gömülmeye zorlandıkları bereket fışkıran toprakların o insanlara iade edilmesine çabalamanın, her yıl binlerce işçinin bedeninde yükselen plazaları, AVM’leri, sarayları lanetlemenin ve reddetmenin, yaşamın betonla, asfaltla ve ‘tüketmekle’ değil, insanla, insana ve doğaya duyulan saygıyla anlam kazanacağını anlamanın ve bu yolda mücadele vermenin tam da vakti değil mi?

…şimdi değilse ne zaman?

– VU/ İnadına Haber / 13 Mayıs 2015 Çarşamba –

Fotoğraflar: Emine Kart, Taylan Nakçı, Banu Kepenek

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:58+00:00 13 Mayıs 2015|