Şansölye Merkel’in Hayırlı Olmayan Sebeb-i Ziyareti

Bu pazar günü Almanya Başbakanı Angela Merkel İstanbul’a geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kanlı-bıçaklı olan, Davutoğlu’nu ise pek de ciddiye almayan Alman Şansölyesinin Türkiye ziyaretini bu sebeplerle pek de hayırlı algılamamak gerek elbette.

Şöyle yaklaşık 2 yıl geriye gidelim; 16 Aralık 2013 tarihinde Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti arasında bir vize anlaşması imzalandı. Elbette bu anlaşma AKP hükümeti ve dönemin başbakanı tarafından “Avrupa’ya artık vizesiz giriyoruz” şeklinde bir promosyon kampanyası şeklinde aktarıldı. Ancak her AKP icraatı gibi bu işin de aslı anlatılan gibi pür-i pak değil, hatta oldukça da kirli.

İmzalanan protokolün ismi “Vize Serbestisi Diyaloğu ve Geri Kabul Anlaşması“. Medyaya aktarılan kısmı elbetteki ilk başta geçen “Vize Serbestisi” oldu. Bu konuyu sonra irdelemek üzere ikinci kısmına geçelim.

Avrupa’ya 21. Yüzyıl Akınları

Özellikle son birkaç yılda Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan savaşlar, kanlı-kansız bahar harekatları ile bilhassa müslüman ülkelerde yükselen islami terör faaliyetleri, direkt olarak Avrupa Birliği’ne yönelik bir tehdit olmasa ve hatta belki de sevindirse de, bölgede yaşayan halklar açısından ciddi insanlık dramları yaşanmasına yol açıyor. Daha önceleri sadece daha iyi bir hayat arayışı ve ekonomik sebeplerden dolayı ülkelerini terkeden Afrika ve Ortadoğu kökenli insanlar, kendilerine ilk hedef olarak Avrupa ülkelerini belirliyorlardı. Avrupa Birliği, sayıları 100 bin’in oldukça altında kalan bu göçmen trafiği ile bir şekilde baş edebiliyor, hatta Birleşmiş Milletler’in de belirlediği insani haklar çerçevesinde oturma izinleri ve vatandaşlıklar tahsis edebiliyordu.

Afghan migrants arrive on a beach on the Greek island of Kos, after crossing a part of the Aegean Sea between Turkey and Greece, on May 27, 2015. AFP PHOTO / Angelos Tzortzinis (Photo credit should read ANGELOS TZORTZINIS/AFP/Getty Images)

Foto:  Angelos Tzortzinis / AFP

Ancak yine son yıllarda gerek ABD-Rusya ekonomik savaşı, gerekse küresel ekonomide gerçekleşen şiddetli dalgalanmalar dolayısıyla AB’nin ekonomik yükünün, kurucu ülke Almanya’nın sırtına yüklenmesinin yanısıra, bir de yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı, artık ekonomik değil sadece ‘hayatta kalabilme’ mücadelesi veren göçmenlerin sayısının katlanarak artması ve 2013 yılında 300 bin’i geçmesi sonrasında AB ülkeleri bir acil eylem planı kaleme almak zorunda kaldı. Üye ülkelerden özellikle deniz yoluyla en çok kaçak göçmen girişinin gerçekleştiği İtalya ve Yunanistan, zaten çoğu zaman sertlik derecesi insanlık onurunu hiçe sayacak bir seviyeyi de aşarak AB’nin istediği önlemleri almakta ve ‘yaşam hakkı’nı geri kazanabilmek için herşeylerini kaybetmeyi göze alan göçmenlerin AB anakarasına yayılmalarına engel olabilmekteydi. Buna rağmen özellikle Ege Denizi ve karayolu ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçen göçmenlere bir çare bulunamıyordu.

Avrupa’nın Dış Kapısının Mandalı ‘Türkiye’

Tam da bu sırada, 1963 yılından bu yana Avrupa kapılarında bekleyen Türkiye, AB’nin aklına geliverdi ve planlar yapıldı. Buna göre Türkiye üzerinden Avrupa’ya girdiği tespit edilen tüm göçmenlerin Türkiye’ye iadesi ve burada kurulacak mülteci kamplarında barınmalarının sağlanması öngörülüyordu. Ancak elbette bunu kabul ettirebilmek için bir de sus payı verilmesi gerekliydi.

AB&Gocmenler_01-201312TarihliAnlasma2014-2015 seçim dönemi yatırımlarına halihazırda başlamış olan AKP hükümeti ise o sıralarda seçim malzemesi olarak kullanabileceği bir propaganda aracı arayışı içerisindeydi ve bu durum, AB için kaçırılmaz bir fırsattı. Hemen masalar kuruldu, Türkiye’nin önüne bir ‘Vize Serbestisi‘ gündemi kondu. Tabii ki arayış içerisindeki Erdoğan gözünü bile kırpmadan bu gündeme dört elle sarılıverdi. Yalnız bu başlığın sadece ucu gösterilmişken bir anda asıl ajandanın kapağı açıldı ve gerçek gündem olarak belirlenen ‘Geri Kabul Anlaşması’ ortaya kondu. Bu anlaşma kapsamında Türkiye topraklarından AB’ne giriş yapan tüm göçmenler Türkiye tarafından geri kabup edilecek, belirlenen 3,5 yıllık süreç boyunca bu anlaşmanın Türkiye tarafından sorunsuz bir biçimde işletildiği gözlemlenecek, süreç sonunda yapılacak değerlendirme sonucunda da ‘Vize Serbestisi Diyaloğu‘ devam ettirilecekti. Türkiye, 2013 yılında önüne konan bu anlaşmanın gereğini yerine getirmeyip, anlaşma ile zorunlu kılındığı üzere göçmenlerin geri kabul işlemlerini gerçekleştirmezse o vize meselesi de hiç değerlendirmeye bile alınmayacaktı.

Sınır güvenliğini had safhada sıfırlayan, daha da önemlisi seçim dönemi öncesinde ülke yönetimindeki siyasi, sosyal ve ekonomik başarısızlıklarıyla tam bir çöküş yaşayan AKP hükümeti, gidecek başka bir yolu olmadığından kısa bir müzakere sonucunda anlaşmaya imza attı ve yıllardır işletilmeye çalışılan asıl müzakere sürecine harcanan zaman ve çabalar da çöpe atılmış oldu.

Parası Olana Avrupa

Şimdi vize meselelesine gelelim. Elbette AKP bu anlaşmayı Türkiye sınırları dahilinde “Avrupa ile vizeler kalkıyor” diye lanse ederken, kısık sesle de “3.5 yıl sonra Avrupa’ya vizesiz girebileceğiz” derken, ‘Geri Kabul Anlaşması‘nı ise hiç dillendirmiyordu bile. Üstelik vize anlaşması kademeli olarak işlemeye başlayacak, ilk etapta ise işadamları, sanatçılar ve gazetecilere öncelik verilecekti.
Burada dikkat çeken çok önemli bir nokta ise; halihazırda sanat ve gazetecilik faaliyetleri için Avrupa’ya seyahat eden yurttaşlarımızın zaten bir sorun ile karşılaşmadan vize prosedürlerini halledebildikleri gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, ‘Vize Serbestisi’nden sadece işadamları ve yakınları yararlanabilecekti, yani öyle düz, sıradan halk falan değil!

İşte sadece burada AB Parlamentosu ile AKP hükümetinin ortak çıkarlarının korunduğundan bahsedebiliriz sanırız…

Suriye’nin ‘Kaka’ İlan Edilişi ve IŞİD’in Doğuşu

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2015-07-13 17:05:26Z | http://piczard.com | http://codecarvings.comGelgelelim, zaman ilerledikçe bir zamanlar sıkı fıkı komşumuz olan Suriye’nin, gayet de içerisinde konumlandırıldığımız bir parçalama ve iktidarı devirme planı dahilinde karıştırılması sonucu çıkan iç savaş ve bu da yetmezmiş gibi El-Kaide’ye rakip olarak ellerimizle besleyip körüklediğimiz, hatta iddialara göre bir kısmını da bizzat örgütlediğimiz, IŞİD ve uzantısı cihadist terör örgütlerinin yarattığı şiddet ortamı dolayısıyla milyonlarca Suriyelinin yaşamları ciddi şekilde tehdit altına girdi. Yaşanan süreçte 2.5 Milyon’u aşkın Suriyeli mülteci Türkiye topraklarına giriş yaptı. Bu sayıya, Erdoğan tarafından 2014 yerel seçimleri öncesinde ‘Din’ merkezli olarak belirlenen seçim kampanyasına alet edilerek Türkiye’ye gelmesi teşvik edilen, sonrasında da geri dönmekten vazgeçen hali vakti, gerçek hayati tehlike altında yaşayan Suriyelilere nispeten daha yerinde olan Suriye vatanlaşları da dahil elbette. Yine dönemin başbakanı tarafından seçim alanlarında sıklıkla, Türkiye’ye kabul edilen göçmenler için o ana kadar 6 Milyar Dolar’ın üzerinde harcama yapıldığı da vurgulandı.

2013 Aralığında imzalanan anlaşma bir kenara dursun, Türkiye’nin üzerinden AB’ye geçen kaçak göçmen sayısı giderek yükselen bir ivmeyle arttı. AB üyesi Akdeniz ülkelerinin müdahalelerine rağmen Akdeniz, Ege ve Türkiye üzerinden AB’ye giren kaçak göçmen sayısı Ocak 2015’ten bu yana 630 bin’i aştı. Zaten ekonomik sıkıntılarla çalkalanan Avrupa Birliği ve üye ülkeler arasında da huzursuzluklar artmaya başladı. Bir de sınır güvenliğini sağlayamayan, hatta pek çok noktada kendi eliyle ihlallere yol veren Türkiye’nin Cumurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği yöneticilerine mülteciler konusunda insanlık dersi vermeye kalkınca bardakta damla koyacak yer kalmadı.

Ve Altına İmza Atılan ‘Gerçek’ Anlaşma Gündeme Geldi

AB&Gocmenler_02-201312TarihliAnlasma5 Ekim’de AB yöneticilerinin Erdoğan’la da görüştükleri yeni değerlendirme süreci kapsamında Türkiye’den imza koyduğu anlaşmanın gereklerini yerine getirmesi istendi. Bu kapsamda Türkiye sınırları dahilinde 6 yeni mülteci kampı kurulması ve Türkiye üzerinden AB sınırlarına giriş yaptığı tespit edilen tüm mültecilerin Türkiye tarafından geri kabul edilmesi talep edildi. Bu kapsamda mültecilerin iade masrafları iade eden ülke tarafından karşılanacak iken, mülteci kapmlarının kurulması ve mevcut kampların idaresi için gereken masraflar ise Türkiye tarafından karşılanması öngörüldü. Bu masrafların boyutlarını netleştirebilmek adına, Türkiye’de şu anda sadece 30 bin civarında kaçak göçmenin tutulduğu ‘Geri Kabul Merkezleri‘nin yıllık masraflarının 1.4 Milyar Dolar’ı bulduğu ve bu masrafların sadece 100 Milyon Dolarlık kısmının AB tarafından gönderilen yardımlar ile karşılandığını bilmemiz yeterli olacaktır sanırız.

Merkel Ankara’ya Gelir…

Tüm bu gelişmeler ışığında baktığımızda, AB’nin kurucu ve koruyucusu Almanya’nın Şansölyesi Merkel’in, kendisinden hiç de haz almadığı aşikar olan Erdoğan’ı ziyaretinin sebebinin ‘ikili ilişkilerin geliştirilmesi, eğitim ve ekonomik alanlarda işbirlikleri ile ortak girişimlerin çoğaltılması‘ ve benzeri gerekçeler olabileceğine inanmak sanırız en kibar tabiriyle, naiflik olacaktır.

20151004_Silvan'daHabercilereSilahDayayanPolisler@GunTV_01

Sus payı olarak ‘Güvenlikli Ülke’ yapılması düşünülen Türkiye’de gazetecinin kafasına silah dayayan bir polis

Vize Serbestisi Diyaloğu ve Geri Kabul Anlaşması“nın kaçak göçmenler ile ilgili başlığı masanın tam ortasında yerini almışken elinde sadece hamaseti kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı Merkel’in bir de rüşvet paketi var elbette. Karşılıklı imzalanan anlaşmanın dışındaki uygulamalarda AB normları gereğince, iade edilecek göçmenlerin iade edileceği ülkelerin ‘Güvenceli Ülke‘ listesinde yer almaları gerekiyor. Bu listede siyasi baskı ve işkencenin yaşanmadığı ülkeler yer alıyor ve elbette ki Türkiye bu listenin bir hayli dışında.
Merkel bundan yaklaşık 2 hafta önce yaptığı bir açıklamada “Türkiye ile Yunanistan sınırının daha korunaklı duruma gelebilmesi için, Türkiye’nin partner olarak kazanılması gerekmektedir” derken aslında, ‘Geri Kabul Anlaşması’nın şartlarını Türkiye’ye hatırlatırken bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a havuç gösterdi ve Türkiye üzerinden AB’ye giren göçmenlerin geri kabulünün sağlanması karşılığında Türkiye’nin bu listeye alınmasının görüşülebileceğinin de sinyallerini verdi.

Merkel’in neden bir rüşvet paketiyle geldiği sorusunun cevabı ise; Türkiye’deki güvenlik güçlerinin sadece Yunanistan ve Bulgaristan sınırı gibi gözle görünür yerlerde göçmenlerin geçişine engel olmaları, bunun yanında Ege Denizi üzerinden yapılan ve yüzlerce mültecinin göz göre ölmesine sebep olan geçişlere göz yumması olarak görülüyor. Zira bu kaçak geçişlerin Türkiye’nin onayı olmaksızın olduğu varsayılıyor ve Türkiye bu göçmenlerin yükümlülüğünden kurtulmuş oluyor.

Yanı uzun lafın kısası bu ziyaretin niyeti de, ziyarette kurulan masanın üzerine konan konular da oldukça pis ve şimdiden kokulara yayılmaya başladı.

RTE&Merkel_13b

Suçluyu Başka Yerde Aramak

Avrupa Birliği ve Merkel’in ekonomik sebeplerden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise siyasi çıkar ve makam hırsı yüzünden bir araya gelecekleri bu günde ana konunun “Bu mülteci belasından nasıl kurtuluruz?” ve “Bu mülteci belasını nasıl siyasi ranta çeviririm?” olduğu net bir şekilde ortaya konduğunda asıl ortaya çıkan acı tablo ise yaşanan bu insanlık dramının, yüzbinlerce mültecinin yaşam haklarının hiçbir şekilde dikkate alınmadığı, hatta neredeyse ölülerinin dirilerinden daha değerli olduğu bir noktaya taşınmış olmasıdır.

Sınırlarımızın dışını bir kenara bırakıp kendi sınırlarımıza baktığımızda ve yanıbaşımızda yaşam mücadelesi veren, buz gibi derin sularda yaşama gözlerini yuman, diline, dinine, ırkına bakmadan aslında her biri kardeşimiz olan bu insanlara kendi ellerimizle yaptıklarımıza ve kendi topraklarımızda layık gördüklerimize baktığımızda ise, suçu inkar edilemez de olsa Avrupa’yı, göçmenlere insanca muamele etmemekle suçlamadan önce bu ülke topraklarında doğup büyümüş insanların, insanlıklarından ne zaman ve nasıl bu kadar uzaklaştıklarının sorgulanması, sanırız günlük yaşamda her günü yüz yüze bakanlar olarak en gerçekçi yaklaşım olacaktır.
Hele ki üzerinden bir hafta bile geçmemiş bir ‘Ankara Katliamı‘ gerçeği gözümüzün önünde dururken ve o insanlar bu vahşetin gerçekleriyle bile yüzleşememişken…

AB&Gocmenler_10(Gocmenler)

– VU/İnadına Haber / 16 Ekim 2015 Cuma –

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:14:46+00:00 16 Ekim 2015|

Leave A Comment