AKP Seçim Öncesi bunları yaptı

AKP’nin 1 Kasım’da elde ettiği sonucu, “hak edilmiş bir sonuç” olarak nitelendiren sonuçların aksine, 12 Eylül darbesinden sonra anayasanın yüzde 92 ile kabul edilmesi korku siyasetinin, silaha ve şiddete dayalı siyasetin yarattığı sonuç olduğunu gösteriyor. Ancak üzerinden 30 yılda geçse bu meşru olmayan koşulların zorla tutmayacağı da görülmüş durumda. O yüzden AKP’nin başarısının “yalancı bahar” olduğunu düşünen ve mücadele gücüyle bunun uzun sürmeyeceğine inanan önemli bir kesim de var.

Türkiye, AKP’nin 7 Haziran seçimlerini boşa çıkararak, savaş konsepti ve katliamlarla toplumun önüne koyduğu sandık sonuçlarını tartışıyor. AKP açısından 7 Haziran seçimlerine göre, “büyük bir zaferle” sonuçlanan seçimlerden muhalefet partileri beklediklerini alamadı.

Hak edilmiş sonuç propagandası

Bu sonuçları iktidar yandaşları kadar, AKP açısından “hak edilmiş bir sonuç” gibi göstermeye aday, gerek iktidara yaranmaya çalışan gerekse de başına geleceklerden korkan geniş bir kesim oluşmaya başladı. Ancak Türkiye toplumunu yakından tanıyan ve siyasi tarihini bilen birçok kesimde meselenin sadece sonuçlar üzerinden okunmasının yanıltıcı olacağına işaret ediyor. Bu durumun halkın “AKP politikalarına” onay verdiği anlamına gelmediği, aksine “kendisini çaresiz gördüğü” için bu sonucun ortaya çıktığına işaret ediyor. Bu duruma gösterilen en önemli örnek ise 12 Eylül darbesinden sonra yapılan anayasa referandumuna verilen yüksek destek gösteriliyor.

Darbeye yüzde 92 evet demişti

12 Eylül döneminde Demirel iktidarını devirerek, “kaos ortamını” gerekçe gösterip yönetime el koyan asker, darbeden 2 yıl sonra hazırladıkları Anayasa’yı halk oyuna sundu. Beyaz rengin evet anlamına mavi rengin ise hayır anlamına geldiği ve şeffaf zarflar kullanılarak verilen mavi hayır oylarının açık edildiği seçimlerde seçime katılan halkın yüzde 92’si “darbe anayasasına” ve dolayısıyla darbe yönetimine “evet” dedi.

12 Eylül anayasası da halk tarafından kabul edildi!

Sonraki yıllarda yapılan bir çok değerlendirmede, Anayasa’nın bu kadar yüksek oyla geçmesinin nedenlerinin başında toplumda yaratılan korku iklimi olduğu belirtilirken, bir diğer nedeni de yine bu korku iklimi ile beraber yaratılan kaos ortamının geri dönmemesi beklentisi olduğu yönünde görüşler ortaya çıktı.

‘Ben gelmezsem kaos olur’

AKP de kendisi açısından iktidarını kaybetme tehlikesini gördüğü andan itibaren aynı stratejiyi uygulamaya başladı. 7 Haziran öncesinde sezdiği tehlike, devreye soktuğu “kaos” siyasetini 7 Haziran seçimlerinden sonra katmerleştirdi. Zaten 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra yapılan bir çok değerlendirmede, AKP’nin koalisyonu kabul etmeyeceği ve uygulamayacağı siyasetle halka, “bana mecbur ve mahkumsunuz” algısını dayatacağına yönelik analizlerde yapılmıştı.

DAİŞ destekli seçim kampanyası

Bunun için bir yandan “koalisyon yapıyormuş” görüntüsü vererek, “muhalefet partilerinin bu konuda anlaşamadığı ve Türkiye’nin AKP olmazsa iktidarsız kalacağı” görüşü ilk günden itibaren topluma pompalandı. Eş zamanlı olarak iktidarın olmadığı ortamda “şiddetin artacağı kaos olacağına” yönelik sadece algı yaratmakla kalınmadı bu topluma açık bir şekilde gösterildi. Bunun ilk işareti de Suruç’ta Kobanê’ye gitmeye hazırlanan gençlere yönelik gerçekleştirilen saldırı ile gösterildi. Burada bile “neden HDP’liler ölmedi” denilerek, HDP suçlanmaya başlandı. Ardından aynı strateji kapsamında Ankara katliamı yine DAİŞ marifetiyle gerçekleştirildi ve bu kez de yine HDP ve Kürt hareketi suçlandı. Bütün bunlara rağmen durumu manipüle eden geniş bir basın ağı harekete geçirildi ve muhalif durmaya çalışanlar ise susturuldu.

Doğrudan HDP seçmeni hedef alındı

Bölgede de doğrudan HDP seçmenini hedef alan saldırılar gerçekleştirildi. Batıda DAİŞ terörü, Kürt bölgelerinde doğrudan devlet şiddetini iki etkili aktör olarak kullanan AKP, sokağa çıkma yasakları ve sivil katliamlarla birlikte Kürt seçmen cezalandırıldı. HDP’ye oy veren herkesin “hedef alınacağı” mesajı ilk günden beri özellikle Cizre özgülünde verildi.

AKP faşizmi besliyor, faşizmden besleniyor

AKP’nin etkili kullandığı konulardan biri de faşizm oldu. Seçim süreci boyunca bütün söylemleriyle MHP’den daha “milliyetçi olduğunu” gösteren AKP, özellikle Dağlıca sonrasında Osmanlı Ocakları tarafından organize ettiği ırkçı saldırılarla zaten Türkiye topraklarında diri olan ırkçılığı hem besledi hem de ondan beslendi. Kırşehir, Ankara ve Bolu başta olmak üzere seçim öncesi Kürtlere yönelik ırkçı saldırıların yoğunlaştığı yerlerde AKP’nin oylarını ciddi şekilde artırarak, MHP’nin oylarının düşmesi bunun açık göstergesi oldu.

Sonuçları kabullenmek

Dolayısıyla ortaya çıkan sonuçlar üzerinden muhalefet partilerinin bile “halk iradesine saygılıyız” diyerek sonucu kabullenmiş olmaları ve sanki meşru ve eşit koşullarda yapılan bir seçimmiş gibi yaklaşmaları AKP’nin yarattığı algının gittikçe toplumu esir aldığını göstermesi bakımından önemli bir veri olarak kabul ediliyor.

Ancak, seçim sonuçlarının bu kadar alelacele açıklanmış olması, yurttaşların erişimine kapatılan SEÇSİS sistemi, oylar sayılmadan sandık kuruluna bahaneler öne sürülerek imzalatılan sandık tutanakları, sadece İstanbul’da bir anda beliren 8 milyon seçmen gibi şaibeler ve Anadolu Ajansı kaynaklı potansiyel algı operasyonu iddiaları ile birlikte, 1 Kasım Türkiye tarihinin en şaibeli seçimlerinden biri olarak anılacak gibi görünüyor.

(DİHA/ kk/ns / İH)

Print Friendly, PDF & Email
2015-11-02T13:08:19+00:00 2 Kasım 2015|

Leave A Comment