İHD Güneydoğu’daki Yaşam Hakkı İhlallerine Karşı TBMM Önündeydi

İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, bugün “Katliamlara ve Sokağa Çıkma Yasaklarına Karşı Dur” demek için TBMM önünde bir eylem gerçekleştirdi. 

Özellikle bugün dokuzuncu gününe giren Silvan ablukasında şu ana kadar 6 sivil yurttaşın katledilmesiyle  giderek kontrolden çıkan devlet terörüne ve sivil halka yönelik saldırılara karşı tüm yurttaşları ses çıkartmaya çağıran İHD’nin, bugün saat 12:30’da meclisin Dikmen kapısı önündeki eyleminde yaptığı basın açıklaması şu şekilde:

Sokağa Çıkma Yasaklarına Ve Sivil Ölümlerine Son!

BASINA VE KAMUOYUNA

Bugün itibariyle Silvan’da sokağa çıkma yasağı dokuzuncu gününde. Sadece sekiz günde altı insanımızı daha bu şiddete kurban verdik. Sokaklar abluka altında, mahallelerde tanklar, panzerler, uzun namlulu silahlarıyla polisler kol gezmekte. Yaşam hakkı sürekli tehdit altında. Hep aynı yöntemler uygulanıyor; önce şehir abluka altına alınıyor, ardından sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor, halkın elini kolunu bağlayabilmek için ne gerekiyorsa yapılıyor. Sokaklardaki trafolara ateş ediliyor, su depoları patlatılıyor, fırınlara ve eczanelere roket atılıyor. Sonrasında güvenlik güçleri mevzilendikleri yerlerde sokağa kim çıkıyorsa katlediyor. 75 yaşındaki insandan 35 günlük bebeğe kadar, yaşayan ve nefes alan ne varsa ateş altında kalıyor. Bu şehirlerde kurşun değmedik tek duvar, tek kapı kalmıyor. Çünkü sokak başlarına, mahallelere hakim noktalarda keskin nişancılar bulunuyor. Halklar çaresiz, kimse ne kadar yaşayacağını bilmiyor, kurşunun nereden geleceğini kestiremiyor. 

20151111_IHD-SokagaCikmaYasasiProtestosu@TBMM_05Sokağa çıkma yasağı açlıktır, susuzluktur, doktora gidememektir, karanlıkta kalmak, hastalığa mahkum olmaktır. Böbrek hastası bir adamın eşi ve kızı ile ellerinde beyaz bayrak doktora gitmesinin resmi, bu ülke için utanç değil de nedir!? Biz insan hakları savunucularını kaygılandıran durum; 7 Haziran seçimlerinden sonra devletin “düşman” olarak gördüğü bir halka kelimenin tam anlamıyla jenosid uygulamalarını çağrıştıran tavır sergilemiş olmasıdır!. 1990’lı yılların infazlarından farklı olarak bugün, tam anlamıyla dünyanın gözü önünde toplu kırım olarak nitelendirilebilecek düzeyde uygulamalara imza atmış olmasıdır. 

Örneğin Cizre’de bir bebek annesinin kucağında vurulabilmiş, annesi ölmüş, bebek yaralanmıştır. Yine 75 yaşındaki Mehmet Erdoğan günlük 10 lirayı bile bulmayan nafakası için sokağa çıkmış, “Ben yaşlıyım, bana bir şey yapmazlar” demişken, ancak sokakta katledilmiş ve bir gece boyunca cenazesi o sokakta öylece kalabilmiştir. Yine katledilen 10 yaşındaki Cemile Çağırga’nın cenazesinin defin edilmesine izin verilmemiş ve buzlukta saklanmıştır. Silvan’da bir baba yedi yaşındaki çocuğunun gözü önünde vurulmuştur. Ağrı Diyadin’de bir fırında çalışan iki çocuk, çatışmadan korktukları için saklandıkları odunlukta insafsızca katledilmiştir. Şırnak’ta polis tarafından infaz edilen Hacı Lokman Birlik’in cenazesi bir aracın arkasından sürüklenmiş, cenazesine küfürler edilmiş ve bu görüntü bu ülkenin utançlarından biri olarak tarihe yazılmıştır. Suruç’ta yaşanan bombalı saldırı sonrası yani 20 Temmuz 2015 den bu yana, yaşanan toplumsal olaylar ve gösterilerde kamu güçlerinin sebep olduğu, sadece çocuk ölümlerinin sayısı otuz dördü bulmuştur. 
Ülkenin doğusunda ve batısında, toplu katliamlar ve infazlarla 726 insanımız hayatını kaybetmiştir. Rakamlar insanlar için soğuktur, oysa Suruç’ta katledilen otuz iki canımızın, Ankara katliamında yitirdiğimiz 102 canımızın, Cizre’de katledilen 22 canımız ve ülkenin her karış toprağında yitirdiğimiz her bir canımızın acısı hala sıcaktır. 

20151111_IHD-SokagaCikmaYasasiProtestosu@TBMM_06Diğer taraftan bu dönemin en ağır hak ihlallerinden biri de, katledilen insanların, ülkeye basın yoluyla “terörist” olarak tanıtılıyor olmasıdır. Örneğin; Cizre’de yaşanılan olaylar sonrasında başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere en yetkili ağızlar “Cizre’de ölenler içinde bir tane sivil yok!” diyebilmişlerdir. Kamuoyu, 35 günlük bebekten terörist yaratan bir zihniyetin bu dezenformasyon baskısı altında tutulmuştur. Yine aynı dönemde, basın yayın organlarındaki sansür ve yasakçı zihniyet sonucunda, gazeteler, dergiler daha basılmadan toplatılmış matbaadayken dergilere el konulabilmiştir. Halkın haber alma hakkı da bu yolla kısıtlanmış ve engellenmiştir. 


Dünyanın hiçbir yerinde, devletin kendi halkına özel ordusu, özel polisi, olağanüstü maddi kaynaklarıyla bu denli saldırdığı görülmemiştir. Cizre, Silopi, Lice, Beytüşşebap, Bismil, Sur, Diyadin, Şemdinli ve daha bir çok yerde bu savaş konsepti ile yaşam hakkı gasp edilmiştir. Mahalleler insansızlaştırılmış, tüm evler, okullar, hastaneler, camiler tahrip edilmiştir.

1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerin sorumluları hakkında uzun yıllardan sonra dava açılabilmiş ancak neredeyse tamamına yakını için beraat kararı verilmiştir. Dün işlenen cinayetlerin cezasızlık zırhına büründürülmesi, bugün yaşanılanların da hesaplarının sorulmayacağının ve devlet politikasında hiçbir değişikliğin olmadığının göstergesidir. Aksine dünden bugüne devlet politikası haline gelen şiddet daha da artmıştır. 
Biz İnsan hakları savunucuları, en temel hak olan “yaşama hakkına” sahip çıkıyor, sivil ölümlerine artık yeter diyoruz! Devletin suç ve cezasızlık politikasına dur diyoruz! Tüm demokratik kitle örgütlerini, kurum ve kuruluşları, siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, insan hakları savunucularını, duyarlı halkımızı sivil katliamlarına dur demeye çağırıyoruz.

Yaşama Hakkı Engellenemez. 
Sokağa Çıkma Yasağı Uygulaması Derhal Son Bulsun.
Sivil Ölümleri Durdurulsun.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:14:35+00:00 11 Kasım 2015|

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.