Hatırla/t: Bir ODTÜ öğrencisinden Erdoğan’a mektup*

Başbakan;

Bu tür mektuplar genelde “Sayın” hitabıyla başlar, “Saygılarımla” veya “En iyi dileklerimle” gibi sözcüklerle biter. O kadar öfkeli ve o kadar haklıyım ki, bugün bunu milyon kere yapmayacağım.

“Memleket bunlara kaldıysa bitmiş”, “Derslere girmezlerse girmesinler, bunların yetiştireceği öğrenciler de ancak bu kadar olur” dediğiniz hocalardan ders alan bir ODTÜ öğrencisiyim. ODTÜ öğrencisi olmaya özel bir sıfat, bambaşka bir anlam yükleyecek değilim.  Ama röportajınızı izledikten sonra anladım ki, onur duyulacak iki madalyayı arkadaşlarımla birlikte şimdiden göğsüme takmışım bile: üniversiteli ve bilhassa ODTÜ öğrencisi. Şimdi de, o günün başından itibaren polis saldırısına maruz kalmış birisi olarak, kampüsümde “çıkarttığınız olayları” özetleyerek anlatacağım.

Polisinizin kullandığı gaz meşhurdur. 31 Mayıs 2011 günü Metin Lokumcu’yu öldüren, bakanınızın “doğaldır, zararı yoktur”, emniyet müdürünüzün “gerektiği kadar alındı, gerektiği kadar kullanıldı” dediği biber gazıdır. Bu gazdan korunamazsınız, kaçamazsınız. Sadece etkisini azaltmak için yüzünüze ve burnunuza atkı sarar, vücudunuzu doğrudan temastan korumaya çalışırsınız. Gazın gelişinin ardından da limon ve sirke sürer, acınızı dindirmeye çalışırsınız. Ciğerlerinizden kaynaklı bir rahatsızlığınız varsa, bu gaz ölümcüldür. Hastalığınız yoksa, bu gaz o hastalıklardan birisini yaratabilecek kadar tehlikelidir.  Özetle, bu bir kimyasal silahtır, faşizmin simgelerinden birisidir.

18 Aralık günü de kampüsümüze geleceğinizi haber almış, sermayeye peşkeş çektiğiniz bilimi, Suriye’ye yapacağınız emperyalist müdahaleye karşı barışı ve halkların kardeşliğini savunmak için TÜBİTAK binası önüne gelmek, burada bir basın açıklaması yapmak amacıyla toplanmıştık. En temel haklarımızdan birisi olan protesto hakkımızı kullanıyor, bunun bir aracı olarak ise sloganlar atarak yürüyorduk. Polisinizin kalkanlarına 100 metre bile yaklaşamamışken, tamamen bir formaliteden ibaret “dağılın” uyarıları bile yapılmadan atılan gaz bombalarının 5-6 el patlama sesini duyduk. Gaz bulutunun arasından çıkmaya çalışarak, öksürükler ve nefes daralmaları eşliğinde geriye doğru çekildik. Bu sırada polisiniz durmaksızın gaz bombası atmaya devam ediyordu(bunlara yine polisinizin attığı ses bombalarının eşlik ettiğini sonra öğrenecektik). İşte bunlardan sonrası ise size göre “eşkıyalık” size göre “memleket bitirmek” olan meşru direnişimizdi. Üzerinde “doğrudan atmayınız, yangın tehlikesi yaratır” yazılı olduğu halde üzerimize nişanlanarak atılan binlerce gaz bombası kapladı o gün kampüsümüzü. Polisiniz, arkadaşlarımızı öldüresiye coplayıp, tekmeledikten sonra “şimdi gözaltı yapmayalım, başımıza bela olurlar” deyip bıraktılar.

Panzerler okulumuzun ortasına kadar girdi. Tazyikli sudan, damacana taşıma arabasını kurtarmaya çalışan Fizik kantini çalışanı bile nasibini aldı.

“Çantalarında molotof taşıyorlardı” demişsiniz, başka iftira mı bulamadınız? Keşke daha inandırıcı bir yalan geliştirseydiniz. Boyalı medyadır bu, sizin söylediğiniz onlara kanundur ama halk inanmazdı bunlara. İnanmadı da. Biz de duyduğumuzda kaburgalarımızı tuta tuta güldük. Çok komik olduğundan değil, bir kısmımızın gördüğü polis şiddetinden, bir kısmımızın ise panzer üstlerine doğru sürüldüğünde koştuğundan ötürü kaburgaları fazlaca ağrımaktaydı. Hatta bir kadın arkadaşımız da omzunu tutarak güldü, zira onun da omzunu 18 Aralık günü gaz fişeği sıyırmış geçmişti.

Bir de, o gün çantamın içinde ne olduğunu yazayım hemen: 0,5 litrelik pet şişe içinde içme suyu, kütüphaneden aldığım birisi şiir kitabı olmak üzere üç kitap, o günkü derslerimin notlarının olduğu kağıtlar, kurşunkalemler, bir silgi ve Kızılay’da bir kitapçıdan aldığım edebiyat dergisi.

Size ekranda bolca söz hakkı verildi, yeri geldi sinirlenmiş, yeri geldi duygulanmış numarası yaptınız. Ben ise bu satırları, aslında size değil başkalarına, olanca haklılığım ve samimiyetimle yazıyorum. Sizin söylediklerinizden daha az bilineceğine ise, neredeyse eminim.

Siz “tutuklayın”, “canlarına okuyun” emirleri vermeye devam ediyorsunuz. Bense bir koltuk üzerinde uyurken, bir kolumla sağımdaki arkadaşımı korumaya çalışıp, öbür kolumla başımı -gaz bombasının fişeğinden az da olsa korunmak için- kapatırken, bir patlama sesi dolaşıyor kafamın içinde, sıçrayarak uyanıyorum hala. Derken bir başka rüyamda, 20 metre ötemde polisinizin vurduğu Barış’ı görüyorum, bir kaldırımın üzerinde kanlar içinde yığılmış kalmış. Medyanız o kadar etkili ki, yanı başımda vurulmamış olsaydı, arkadaşının “Araba bulun”, “Ambulans çağırın” bağırışlarına birebir şahit olmasaydım, sizin istediğiniz gibi “kokmaz bulaşmaz” bir öğrenci olsaydım, belki de “acaba arkadaşları mı vurdu” deyip, medyanıza inanacaktım. Ama artık bunun yolu yok, çarpıtmalarınız sökmeyecek.

Kötülemelerinize ve iftiralarınıza maruz kalmaktan onur duydum. Bu demektir ki doğru yoldayım. Bu demektir ki, seneler sonra çocuklarımın yüzüne baktığımda, onları ta gözlerinin içinden görebileceğim. “Baba, sen üniversitedeyken ne yaptın?” sorusuna “Okulumu savundum, arkadaşlarımı savundum. Hocalarıma çamur atmaya kalktılar, onları da savundum.” diyebileceğim. Bunları söylerken gözlerimi kaçırmayacağım, sesim zerre tereddüt etmeyecek.

Bu direniş, karşılarındaki profesyonelce donanmış bir orduya karşı bedenlerini gaz bombalarına, panzerlere ve tazyikli sulara siper eden öğrencilerin ODTÜ’de yazdığı bir destandır. ODTÜ’nün bir üniversite olarak sorumluluğunu, tarihsel görevini bilip, bir pankart arkasında görevine gitmesidir. Yıllarca da böyle hatırlanacak.

18 Aralık 2012 günü okulumuza faşizmi yaşattınız. Andımız olsun ki, özgürlüğü de biz yaşatacağız. Arkadaşlarımızı, hocalarımızı, okullarımızı, mahallelerimizi, sokaklarımızı, var gücümüzle biz savunacağız. Halka zulmettiğiniz her yerde, karşınıza biz çıkacağız.

Osmanlı döneminde Sivas Valisi olan Halit Rıfat Paşa “Gidemediğin yer senin değildir.” buyurmuştu.

Sahi, siz hangi memleketten bahsediyordunuz?

İmza: Faşizme Karşı Direnmiş Üniversite Gençliğinden Bir Öğrenci

 

DipNot: Mektup Aralık 2012’te Erdoğan’ın ODTÜ ziyaretini protesto eden öğrencilere yapılan fiziksel ve ideolojik saldırıların hemen ardından yazılmıştır

Kaynak. http://balikbilir.org/2012/12/bir-odtu-ogrencisinden-basbakana-acik-mektup/

This article translated to English ! This is a open letter from a METU student to Erdoğan, the previous Prime Minister of Turkey.

—-

Prime minister;

Such letters generally start with “Honorable…” and end with expressions such as “With respect” or “Best wishes”. I am so wrathful and righteous that I will not do that today –not even in a million times.

I am a student of Middle East Technical University. You said “If the country belongs to these, it’s gone” and “Who cares whether they teach or not, the students they’ll raise will be nothing more than themselves.” for the lecturers of METU. I am not going to attribute a special meaning to being a student of METU. But after listening to your interview, I understood that my friends and I wear two honourable medals on our chests: university student and notably, METU student. And now, as someone who had been exposed to the attack of your police the entire day, I will summarize what you caused in my campus.

The gas your police use is famous. It is the pepper gas that killed Metin Lokumcu on the 31st of May, 2011. It is the gas that your minister claims to be “natural and harmless”. It is the gas that your chief of police made an explanation about; “the quantity bought is how much we needed, the quantity used is how much we needed.” It is not possible to avoid this gas. You can put a scarf around your face to diminish the effect, you can try not to be exposed to it directly. You can put lemon juice and vinegar on your face once you have breathed it in, to lessen the pain. If you have a disease related to your lungs, this gas may kill you. If you don’t, this gas may cause the disease. Shortly, it is chemical weapon, a symbol of fascism.

On the 18th of December we were notified you would be in our campus. We gathered to issue a press statement in front of the TÜBİTAK building to defend science against capital and peace and brotherhood of peoples against the imperialist intervention you plan to lead in Syria. We were using one of our most fundamental human rights, protesting and walking while shouting out slogans. There was more than 100 metres left between us and the police barricade when we heard the sound of pepper gas capsules being shot. The police didn’t even legally warn the group before doing so, as they should. We retreated trying to avoid the gas, in coughs, tears and laboured breathing. Meanwhile the police kept shooting (later we would learn there were also sound bombs accompanying the gas). And after that, well after that was the legitimate resistance of ours, which you would call “banditry” or “killing the country”. That day our campus was covered by thousands of gas capsules. Although these capsules have a warning written on them as “do not shoot directly, hazard of fire”, they were aimed on us. Your police clubbed and kicked our friends almost to death and then they left saying “let’s not arrest anyone now, it will cause us trouble”.

Panzers were in the middle of our campus. Even the cantina staffs had their share of pressurized water.

You said that we carried Molotov cocktails in our bags. Seriously, couldn’t you think of a better slander? If only you thought of a more convincing lie… This is your media, what you say is their command but the people wouldn’t buy that. And they didn’t. When we heard it, we laughed holding our ribs. Not because it was extremely amusing, but because our ribs still hurt due to the police violence we faced the other day. And a woman friend of ours laughed holding her shoulder, for the capsule had hit her in the shoulder.

As to this, I should list what I had in my bag that day: a 0,5 litre plastic water bottle, 3 books I have borrowed from the library, one of which is poetry, notes on paper, pencils, an eraser and a literature magazine I bought from a bookstore in Kızılay.

The media has given you a lot of hearing. In times you pretended to be angry and in times you pretended to be sad. I am writing these words to others actually, not to you. Yet I am quite certain it will not be as much heard as yours.

You keep commanding the police “to arrest” and “to harass” us. I, on the other hand, have nightmares of the moment I was trying to protect a friend with one arm and my head with the other. And in another nightmare I see Barış, shot in the head by the police 20 metres ahead of me. He lies on a sidewalk, covered in blood. Your media is so effective that had I not been there when he was shot, had I not heard the cries for ambulance, had I been the indifferent student you wish me to be, I would have believed your media saying he was shot by his own friends. But your distortion of the facts doesn’t work. Your police meant to kill a brother, whom I had seen for the first time in my life that day, to whom I immediately felt close with the emotions of resistance. I am the witness.

I am honoured to be slandered and insulted by you. That means I am on the right track. That means years after when I look my children in the eye, I will keep my head high. The question of “Father, what did you do when you were studying at the university?” will be answered without looking away, without the least hesitation in my voice; “I defended my school, my friends. They tried to humiliate my teachers, I defended them as well.”

This resistance is the story of METU students using their body as the only shield against the pepper gas, panzers and pressure water, against a professional army. It is the story of METU recognising its historical mission and responsibility as a university, fulfilling its duty behind a banner. And it shall be remembered just so for years.

You made our university experience fascism on the day of December the 18th. And we swear we shall make it experience freedom. We shall defend our friends, our teachers, our schools, our neighbourhoods, our streets. Everywhere you bully the people, we shall stand in your way.

The Ottoman Governor of Sivas Halit Rıfat Pasha said “There you cannot walk into, is not yours.”

Seriously, what country is it you claim to be yours?

A university student who resisted against fascism

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:12:58+00:00 27 Aralık 2015|

One Comment

  1. […] Erdoğan YÖK’e ODTÜ talimatını verdi […]

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.