‘Kardeşin’ Katledildiği Maraş’ta ‘Kardeşliğin Bozulacağı’ Gerekçesiyle Anma Yasağı…

Maraş Valiliği 18-26 Aralık tarihleri arasında 37 yıl önce 111 kişinin hayatını kaybettiği Maraş Katliamı’na dair yapılacak tüm anma etkinliklerini de yasakladığını duyurdu.

19 Aralık Cumartesi günü Maraş’ta TCDD Gar Meydanı’nda 11:00 ve 15:00 saatleri arasında bir etkinlik düzenlemek isteyen PSAKD Maraş Şubesi, prosedür gereği valiliğe bildirim yapmıştı. Ancak Anayasa tarafından teminat altına alınan ve koşulsuz biçimde barışçıl amaç ve araçlarla her türlü anma, protesto, duyuru benzeri eylem ve etkinlikler gerçekleştirmek isteyen tüm yurttaşlar ile sivil toplum kuruluşlarına tanınan “Gösteri ve Yürüyüş Hakları“, bu yıl da Maraş Valiliği tarafından hiçe sayılarak çiğnendi.

Ayrıca anma etkinliklerine katılmak üzere çeşitli kentlerden katılmak üzere Maraş’a ulaşmaya çalışan yurttaşlar da engellenmeye çalışılıyor. Bu gece saatlerinde Ankara’dan Maraş’a doğru yola çıkan otobüsler Ankara çıkışında durdurularak uzun süre bekletildi ve yolcuların eşyaları aranarak kimlik bilgileri kayıt altına alındı:

Hangi Kardeşlik, Hangi Huzur?

Maraş Valiliği’nin hukuka aykırı ve Anayasa’yı çiğneyen uygulamaları ilk kez gerçekleşmiyor. Valilik her sene kolluk kuvvetlerine güvenerek gerçekleştirdiği bu yasadışı uygulamalarına da her sene birbirinden trajik açıklamalar bulmaktan geri kalmıyor;
Türkiye’nin doğusunda devlet tarafından kendi halkına karşı kanlı bir savaş sürdürülürken, bundan tam 37 yıl önce kardeş, çocuk demeden 111 masumun canının alındığı Maraş Katliamı anmalarının bu sene öne sürülen yasaklama sebebi ise valilik tarafından, “kentte kardeşlik içinde yaşayan insanların huzurunu onarılmayacak derecede bozacağı” endişesi olarak açıklandı.

Maraş Katliamı’nın anmasını kentte yapmak isteyen Alevi derneklerine valilik son altı yılda sadece 2011 yılında izin Narlı Beldesi’nde yapılmasına verdi, ancak anmaya katılanlar kente yürümek isteyince bu sefer de jandarmanın engellemesiyle karşılaştı.

Maraş’ın Katliam Dolu Günleri

19781219_MarasKatliami_0819 Aralık gecesi saat 21:00’de bir Ülkücünün, Çiçek sinemasına yerleştirdiği tahrip gücü düşük bir bomba; katliama giden olaylar zincirinin ilk adımını oluşturdu. Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist militan “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla seyirci kitlesini “coşturarak” Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırttılar.

Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Kahramanmaraş şube başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek “yardım” talebinde bulundu.

Kardeş Katillerinden Fetvalar: “Alevi öldürmek sevaptır, hac yerine bile geçer”

Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı; 21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi bir öğretmen öldürüldü. 22 Aralık günü, bu iki öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, faşistlerin “komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek tahrik ettikleri kalabalık saldırdı. Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu “öğütleri” vermişti:

19781219_MarasKatliami_03Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.

Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kitle kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Çatışmalarda 3 insan öldürüldü.

22 Aralık gecesi faşistler Sünni mahallelerinde “ertesi gün solcu Alevilerin silahlı saldırı yapacağını” anlatarak, bu kitlesel biçimde silahlanılmasını sağladılar. 23 Aralık’ta Kahramanmaraş’taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen yitirerek, bütün solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

24 Aralık’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağına, yalnızca, kendi can güvenliklerini bile sağlayamayan güvenlik kuvvetleri uydular. Günden güne tırmanan gerginliğe ve valiliğin 21 Aralık’tan beri yinelediği taleplerine rağmen kente askeri güç gönderilmemişti. Saldırıların polis kuvvetlerine yönelmesi üzerine, “polis-halk çatışmasını önleme” gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görev dışı bırakıldı. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silâhlı grupların takviyesiyle, kıyam insanlık dışı boyutlar kazandı.

Katliamla Tatmin Olan ‘Milli-Manevi’ Duyguların Bedeli: 111 Masum Can

Komünistleri bırakmayın, Allah yoluna kesin, Sütçü İmam aşkına vurun“, “Bugün cihad günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider“, “Alevileri öldürelim, memleketten temizleyelim“, “Alevileri öldürün, şahit kalmasın” diye bağıran faşist ajitatörlerin sürüklediği kalabalıklar Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara altına alındı. Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü. Faşistlerin “Aleviler dinsiz ve sünnetsizdir” provokasyonuyla gözleri kararan saldırganlar, insanların pantolonlarını indirip sünnetli olup olmadıklarına baktılar. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı.

19781219_MarasKatliami_22Kıyımda saldırılanlara haykırılan sözler, faşist hareketin seferber ettiği kitleleri “gerçek” iktidarın bu hareketi desteklediğine inandırdığını gösteriyordu: “Hükümetiniz gelsin sizi kurtarsın“, “Bizim liderimiz içimizde, sizinki nerede, Ecevit gelsin sizi kurtarsın“, “Türkeş burada, Ecevit nerede“, “Git Karaoğlanınızı çağır gelsin, size yardım etsin, bizim Türkeş’imiz yanımızda“, “Vali, İçişleri bakanı Maraş’ı terketsin“.

Ancak 25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen ölü sayısı 111’di. Yüzlerce kişi yaralanmış, aralarında CHP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Töb-Der, Polis Memurları Dayanışma Derneği (Pol-Der) binalarının ve Sağlık Müdürlüğü’nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı. Katliamın ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş’ı kaçarcasına terk etti. CHP milletvekili Oğuz Söğütlü Kahramanmaraş’ta yaşananların açık soykırımdan başka bir şey olmadığını, Alevi nüfusun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini söyledi.

Milliyetçi Cephe (MC) partileri, olayların “büyümesini” ülkede ve Kahramanmaraş’ta sıkıyönetim ilanında gecikilmesine bağlayarak CHP iktidarını suçladılar. Faşist hareket, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Ocak 1979’da Kahramanmaraş milletvekili ve senatörleriyle yaptığı özel toplantıda Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekili Mehmet Yusuf Özbaş’ın sözlerinde yansıdığı gibi, olayların “1971 öncesinde Elbistan’da Nurhak dağlarında başlayan olayların devamı olduğunu” savunmakta; Ecevit hükümetinin “tahrikçi” olduğunu, hükümet değişmedikçe tahriklerin devam edeceğini söyleyerek böylesi olayların da süreceğini ima etmekteydi.

Meclis’te Katliamı Savunan Ülkücü Hareket

19781219_MarasKatliami_06MHP yöneticilerinden Nevzat Kösoğlu parlamentodaki konuşmasında olaylardan “Maraş’ın bazı mahalle ve köylerinde mezhep ayrılıklarına dayandırdıktan hakimiyetlerini pekiştirmek üzere çekişme halinde olan -özellikle Maocu gruptan- komünist fraksiyonları” sorumlu gösteriyordu. Kösoğlu, olayları hassas bölge olduğu bilinen Maraş’ta solcu öğretmenlerin cenazesine izin verilmesi ve cenazede “bilinen komünist sloganların yanı sıra, dini tahkir ve tezyif edici sloganların bağırılması”yla açıklarken adeta katliamı meşrulaştırıcı bir dil kullanıyordu.

Faşist harekete açık destek veren Tercüman yazarlarından Ahmet Kabaklı Kahramanmaraş olaylarını “milletin CHP’ye tepkisi” olarak yorumlarken; neredeyse selamlayan, kutlayan bir üslupla insanların gaddarca öldürüldüğü katliamı “binicisini beğenmeyen asil bir kısrağın şahlanışı”na benzetmişti.

Radio France Internationale (RFI) 27 Aralık’taki yayınında Kahramanmaraş olaylarında “yabancı gizli servislerin, özellikle ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’in rolü“ne değindi. BBC ise şu yorumu yapmaktaydı:

Kahramanmaraş olayları, Pakistan, Afganistan ve İran’dan sonra belki de kaos ve belirsizlik içine düşme sırasının Türkiye’ye geldiğini gösteriyor. Başbakan Bülent Ecevit de dahil olmak üzere, giderek artan sayıda kişi, bir iç savaş tehlikesine dikkati çekiyorlar.
Kahramanmaraş olaylarının “kovuşturulması“, faşist hareketin iç savaş stratejisi ile ilintisi üzerinde durulmadan, “sağ-sol çatışması” çerçevesinde ele alındı ve tek tek “eylemciler” araştırıldı. Dönemin bölge sıkıyönetim komutanı Tuğgeneral Tayyar Aygur’un, “Kahramanmaraş Toplumsal olayları” davasının bir numaralı sanığı Kenger’le görüşmesinde söyledikleri, bu durumun özeti niteliğindedir:

“Oğlum, bu hadiseler sizin boyunuzu aşar, bunu biz de biliyoruz. Soldan her şey elimizde. Silahlar, mermiler, dokümanlar… Hepsini yakaladık. Hatta Ermeni Garbis adında birinin olduğunu tespit ettik. Eğer bu şahıs ölenler arasında değilse, yakında bir vilayetin daha başını yakabilir. İnşallah ölen yedi sünnetsizden birisi budur. Bunları biliyoruz…Peki, bu sağdaki çarıklı Mehmet ağayı kim sokağa döktü, biz bunu arıyoruz.

Sessizlik Faşizm’i Besler, Katiller Serbest Kalır, Avukatlar Öldürülür…

1979’a CHP iktidarının Kahramanmaraş katliamının ardından 13 ilde ilan ettiği sıkıyönetimle girildi. Böylece, faşist hareket, 1978 boyunca giderek sesini yükselterek talep ettiği sıkıyönetime erişmişti. Fakat sıkıyönetim, hem MHP üst kademelerinde umulan nitelikte bir ittifakı, işbirliğini üretecek gibi görünmüyordu; hem de siyasal atmosfer MHP açısından oldukça elverişsizdi.

19781219_MarasKatliami_11Kahramanmaraş katliamı, Malatya, Elazığ, Sivas, Niğde-Aksaray olaylarıyla karşılaştırılmayacak sonuçlara yol açmıştı. Hem yüzü aşkın insanın ölümü, hem de anti-Alevi saldırılarda sergilenen vahşet ve kıyıcılık, genel kamuoyunda büyük bir dehşet yaratmıştı. Doğan büyük toplumsal tepki, somut yasal bağlantılar saptansa da saptanmasa da, geniş kitleler nezdinde bu olayın sorumlusu olduğu açık olan faşist harekete yöneliyordu.

Demokrasi Partisi (BDP) Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal Aralık 2010’da Maraş katliamı hakkında Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için araştırma önergesinde dava sürecini şu şekilde özetlemişti:

Olaylardan sonra çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak nitelendirilen 804 kişi hakkında dava açıldı. Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991’e kadar sürdü.

Sanıklardan 29’u idam, yedisi müebbet hapis, 321’i 1-24 yıl arasında hapisle cezalandırıldı. İdam ve müebbet hapis cezaları dışındakilere altıda bir oranında cezai indirim uygulandı.

Cezalar 1991’de çıkarılan Terörle Mücadele Yasası nedeniyle ertelendi. Sanıklar serbest bırakıldı.

19781219_MarasKatliami_30Katliamın müdahil avukatları Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 7 Nisan 1980’de saldırıya uğradı, 3 Mayıs 1980’de hastanede hayatını kaybetti.

Yargılananlardan bazıları daha sonra milletvekili olarak TBMM çatısı altında yer aldılar. Davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger yargılanıp beraat etti ve soyadını Şendiller olarak değiştirdi. Daha sonra 1991 yılında Refah Partisinden 19. Dönem Kahramanmaraş milletvekili seçildi.

Maraş Katliamı dava sürecinde de katliam devam etti ve davanın 3 müdahil avukatı da, katliamın arkasındaki isimler tarafından tutulan tetikçiler aracığıyla öldürüldü:

Ahmet Albay: CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, davanın müdahil avukatlarındandı. Bürosunda çıktığında tam otomobiline binecekken arkasından kurşunlandı, ağır yaralandı. Ankara’ya getirildi. Bir ay kadar yaşam mücadelesi verdi. Öldüğünde 33 yaşındaydı. Katili Muhsin Kehya müebbet hapis cezası aldı. Ancak 2012’de 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest bırakıldı.

Ceyhun Can: 1940’da Adana’nın Kozan ilçesinde doğdu. 1960 Yılında Adana Erkek Lisesini bitirdikten sonra askere gitti. Dönüşte İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye İşçi Partisi 1972 sonrası kurucularındandır. Ayrıca TİP’in Adana İl Başkanlığını yaptı. Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı. 10 Eylül 1979’da yazıhanesinde öldürüldü.

Halil Sıtkı Güllüoğlu: Halil Sıtkı Güllüoğlu’nun öldürülmesi davası 12 Eylül 1980’den sonra MHP ana davasıyla birlikte açıldı. Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görüldü. Sonrasında Adana olayları ayrılarak ayrı dava olarak sonuçlandırıldı.

19781219_MarasKatliami_01

– VU/İnadına Haber / 19 Aralık 2015 Cumartesi –

Kaynak: T24, Bianet, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:13:02+00:00 19 Aralık 2015|

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.