Konuşmanın Zamanı Geçmedi mi? Yoksa Tamam, Hala Rahatız…

Şimdi diyelim ki şu an yurtdışındayız, belki turist, belki de işçi.

Bazı şeyler çok güzel görünebilir oralardan; mesela buraların doğası, turizmi, ekonomisi, insan hakları, çevre politikaları vs.

Ancak, hayatın ve kahrolası siyasetin gereği, hiçbirşey güzel kalamıyor insanoğlunun hayatında ne yazık ki, özellikle ülkemizden gelenlere. Televizyon, internet, haberler, kahrolası Twitter…
Dert buradan gelmekle alakalı değil tabii ki her zaman, belki de hiç değil…

Ama bizim derdimiz hep aynı, hep bizimle ilgili, hep bizim olağan dertlerimizle bağlantılı işte…

Keşke bizim buradaki hikayelerimizi yazsaydık; Almanya’daki, Fransa’daki, Kanada’daki başarılarımızı, keşke buralara geldikten sonra yaşadıklarımızı. Ama buna dahi izin vermiyorlar işte…

Ve akılalmaz bir ağızla (o ağız nerelerinde yer almakta, o ayrı bir muamma), diyorlar ki;

“Sen salaksın, ama yine de geri dönsen ya; biz yine de sana ihtiyaç duyuyoruz, zira hala sömürülecek salaklıkların var. Ama yine de gel ya.., Çünkü sen salaksın”

Daha çok çeşitli yorumlamaları var ama buna yorum bile gerekmez, bizim de ne terbiyemiz, ne de onlara kadar inebilecek seviyemiz elvermez. Aksi taktirde de zaten ya inananlar için günaha, ya da inanmayanlar için icraatta israfa girer…

Bizim derdimiz ülkemizle, canım insanıyla; bu ülke aklıyla dalga geçenlere inananarak, ne yazık ki ömrünü yok yere harcayanıyla, ve en çok hayatı pahasına, bu yalan ve dolanlara inanmayarak canıyla memleketi, idealini ve şu an sürdürmeye çalıştığı hayatını savunanıyla…

Akıl almıyor elbet; kendi ettikleri karşısında, kendi bataklıklarında bu cahil varlıkların nasıl battıklarını görememelerini;

Bu noktalıvirgülü koyarken, tarihten bir misal, veya en azından Grimm kardeşlerden bir masal örnek verebilmek isterdik ancak ey güzel dostlar;

Ne yazık ki, ne noktalıvirgüller, ne de ikinoktaüstüsteler yetmiyor artık, şu yaşananları bir akıl çerçevesinde ifade etmeye…

“Herşey Psikolojik”

Bu nasıl bir ‘beyin noksanlığı travması’dır ki ki her bilimsel, her ekonomik, her hayatsal ve her sosyolojik ve bir o kadar da travmatik durum ile, hatta haddini kat be kat aşarak insanların canıyla, senin yüzsüzlüğünden kaynaklanan ölümleriyle, üstelik bir de o mercimek kadar aklınla dalga geçesin, ama bir bu kadar da ‘kendi ettiğin pisliğin aklaması’ bir durumu, yerin dibine batırdığın bir devletin politikası olarak ilan edebilesin…

Burada çözüm ilan edebilmekten çok uzak bir noktadayız artık, yıllardır yırtındığımız tedbirlerin alınması pozisyonunu bile çoktan geçtik.

Artık, şimdiye dek tüm bu sayısız uyarıların karşısında; “Tüm bunlar devrimci yaygarası“, “Laikliğe saldırı var“, “Atatürk hesabınızı kesecek“, “Bu ülkeye birşey olmaz“, “Bu millet herşeyin üstesinden gelir” diyerek karşı durmaya çalışan canım insanlarımıza diyecek tek lafımız var;

Sürekli bu veya benzeri lafları dediğiniz için buralara geldik, bu meydanı sürekli bu ülke düşmanlarına bıraktık. Evet! Sayenizde…

Sürekli sarfettiğiniz bu boş lafları geride bırakın artık! Zaman artık bundan sonra boş laflarla memleketini savunduğunu iddia edenlerin değil;

Heryerde sözünü, namusunu, ülkesini,
Sokaklarda, caddelere, şehirlerde sadece yurttaşlarının ve ülkesinin geleceğini savunan insanların zamanıdır. Haydi…

– W/İnadına Haber / 23.09.2018 / Pazar –

Print Friendly, PDF & Email
2018-09-23T10:16:38+00:00 23 Eylül 2018|

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.