İklimde Kritik Eşiğe 12 Yıl Kaldı

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) açıkladığı raporla dünyanın geldiği noktayı açıkça ortaya koydu.

Dünya sıcaklığı 1850 yılından bu yana ölçülüyor. Ortalığı grafiğe boğmadan, kabaca ifade edersek, 1970’e kadar (yani 120 yılda) 0,5 derece, 1970’den günümüze (yani yaklaşık 50 yılda) 0,5 derece sıcaklık artışı var. Sıcaklık artışının hızlanma durumuna bakılarak, elimizden geleni yapsak bile sıcaklık artışının 12 yıl içinde 1,5 dereceyi bulacağı hesaplanıyor.

Bilim insanları, bu rapor ile, hiç değilse 1,5 derecede tutmaya çalışalım diyor. Çünkü şu anki gidişat ile 2100’de 4 dereceyi bulacak.

Oh Ne Güzel, Yakıt Parası Az Gelecek (mi?)

Son 12 yıldan 11’inde sıcaklık rekoru kırıldı. Avrupa’da artan hava sıcaklığından binlerce insan hayatını kaybetti. Mesele sadece hava sıcaklığının 1,5 derece artması meselesi de değil. Sıcaklık artışı tüm hava hareketlerini etkiliyor ve hava hareketleri bazı yerde kasırgalar, bazı yerde aşırı yağışlar olarak karşılık buluyor. Tarım alanında kuraklıklar baş gösteriyor, buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyesi yükseliyor… Yarım derece artışla, bitki yaşam alanları kaybı, balık avcılığı kaybı, sıcak hava dalgalarından etkilenen insan sayısı iki kat artıyor.

Bizi, çocuklarımızı, torunlarımızı, şu anki gidişle iklim değişikliği kaynaklı göçler ve su için yaşanacak savaşlar bekliyor. Durum hafife alınabilir bir şey değil.

Ya Türkiye?

Ülkemiz, daha önceki iklim değişikliği toplantılarında Gelişmiş (Ortalığı Daha Fazla Kirleten diye okunabilir) Ülkeler kategorisinde değerlendiriliyor. İklim için varılmaya çalışılan uluslararası uzlaşma, gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere destek olmasını da içeriyor. Bu yüzden en büyük kirleticiler olan ABD ve Çin bu işe yanaşmıyor. Türkiye ise gelişmiş ülkeler statüsünden çıkarak destek alma uyanıklığı peşinde.

Bilim İnsanları Ne Öneriyor?

Küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için şu an 52 Gigaton olan sera gazı salınımını 2030’a kadar yarıya indirmemiz, 2050’ye kadar ise sıfırlamamız gerektiğini söylüyor bilim. Sera gazının ana sebepleri şunlar:

  • elektrik üretimi, ulaşım, endüstri ve hanelerde fosil yakıt yakılması;
  • ormansızlaştırma gibi, tarım ve arazi kullanımında meydana gelen değişiklikler;
  • düzenli atık depolama ve
  • endüstriyel flüorlu gaz kullanımı.

Az Tüketirim, Kendi Tedbirimi Alırım, Yeterli mi?

Sebeplere bakıldığında tek başına bir kurtuluş ya da kurtarışın söz konusu olmadığı açık. Kendi yaşamımızda yapacağımız değişiklikler (Led ampul kullanmak, et tüketimini azaltmak daha iyisi bitirmek, ısı yalıtımını düzgün yapmak, toplu taşıma kullanmak, çöpleri dönüştürmek vs.) elbette önemsiz değil, şu anki yaşam kalitemizi de artıracak, yapmamız gereken şeyler bunlar.

Ancak yeterli değil. Asıl sorun enerji ve mal üretiminin doğa, insan değil kısa dönemli kâr gözetilerek yapılıyor olması. Yeni bireysel, petrollü araba yolları, yaratılan ihtiyaçlar, çabucak bozulan, çöpe dönüşen eşyalarımız, güneş enerjisine değil linyite ayrılan yatırımlar… Yani bütün bir sistemin bunun üzerine kurulmuş olması.

Sistemi değiştirmek epey uzun süreceğe benzer, bunu bekleyecek vaktimiz yok. Örgütlenmek ve devleti bu konuda adım atmaya zorlamak gerekiyor.

Bu, insanlığın ölüm kalım savaşıdır.

Ulaş Akyol / İnadına Haber / 12 Ekim 2018

Print Friendly, PDF & Email
2018-10-12T13:32:14+00:00 12 Ekim 2018|

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.